31 Temmuz 2013 Çarşamba

?



Ölüm gölgelerden uzun
Buzdan soğuk
Hüzünden acı
Bir elinde tebeşir
Geçmiş karatahtanın önüne
Ders veriyor..

Okul yılları çoktan bitti
Baharların görkemi
Sabahın çiçek açan kokusu
Geride bir gölge

Şimdi sonsuzluğun bahçesinde
Kapalı kalan nöbetçi misali
Gelen geçenin gözlerinde arar
Karanlıktan kaçan  ışığın aydınlığını ..

Korkma
Kapanan sayfa ile mevsim bitmez
Döner gelir beşincisine;
Ne yağmurdur,ne kar,ne de güneş,
Şimdilik o mevsimde ne olduğu bilinmez..


YAŞAMAMAK SONRASI


bir gün
o yola çıkışta
can damarındaki gelgitler durdu sanmışken
miyad dolmuş ve
akmayan suya yansımayan izler peşinde
güneşsiz bir doğuş feryadı ve
canhıraş avazın haykırışları dolarken ciğerlerine dünya  üstü olmazlıklar gecesinde
görünmeyen gölgelerin soğuyuyla titreyecek
''ben var mıydım''
diyeceksin!
Hüzün...öyle bir saracak ki kalbinin üst yerini
beton gibi
sert

canın acıyacak
çok acıyacak

sen yine 
ağlamayacaksın.

geçmiş hiç olmadığı kadar sana ait ve
yaşanmamışlığın,
olmamışlığın,
olduramamışlığın sancısı dolarken göğüs kafesine
sipersizce
sen yine sadece
bakacaksın arkana
bakakalacaksın,

o yola çıkarken sessizce.

SOKAK ÇOCUĞU


Gel bir türkü olalım seninle
Mendil satan çocuğun düşlerine girelim,
O’na hayır demek kolay,
Pencerenin öbür tarafına geçelim
Bir kez aynayı silelim kirli bez elimizde,
Utanalım...

Gel
Bir kez üşüyelim ama
Gerçekten,kemiklerimize kadar işlesin soğuk,
Ayaklarımız hissetmesin
Bir vitrinden yansıyan ışıkla ısınalım,
Notası hüzün olan şarkı olalım seninle,
Avaz avaz bağıralım...

Göğe kaçan balona tutunsun çığlıklarımız,
Bir küçüğün gözyaşında akalım,
Buram buram çaresizliğe rağmen
Unutulmuşlardan olalım..

Tekrar çocuk olalım..
Gözümüzün önünde eriyen hayatlara
Dönüp bakalım dostum,
Gel,
Bir gün sadece

Sokak çocuğu olalım..

30 Temmuz 2013 Salı

EY! – 3


Ey!
Gövdesinde süslü kement
Taşlı taçlı saçlarını savuran kadın,
Her adımı atışta görsünler diye
Fırlattığın edalarını alıp
Bir kuyuya atsan da
Yankısı çarpsa vursa ışıltılı camlara
Paramparça dağılsa ve avaz avaz şangırtılarla
Ey!
Gözlerinde fer gitmiş,hırs gelmiş
Gülmeden kahkaha atan,sevmeden aşık olan
Zahmetsiz çilelerin,benliksiz sultanı
Bir ayna tutsam da sana
görsen ruhunu
Korksan kendi varlığından
Kaçıp sığınsan çocuk saflığına
Geri dönsen bebek kokularına
Silip atsan köhne güzellik tohumlarını
Özüne kavuşsan da
Huzuru kalbinde bulsan
Ey saçlarını rüzgarsız savuran kadın!       

EY! - 2


Ey.. sarmaşıklarıyla bedenime dolanmış ruhum!

hayallerimle yaşamama
bir parça müsaade etsen de
tanış olduğum herşeyi bir anda
silsem,
unufak etsem ve
belkemiğime takılı oltayı çıkartsam
kancasını kırsam..
..o anda uçsam uçsam uçsam!
dalgalansam bir suyun üstünde
kendimce
özgürce..

Ey..sarmaşıklarıyla sanan beni koruduğunu
alternatifli kişiliğimin yaratıcısı
ruhum!
karar ver,
ne olacaksam olayım da
özgür müyüm,değil miyim
bulayım da..                                     

EY!-1


Ey....sen,
pencereden sarkıp da
parmakları denize uçan
martı renkli çocuk.
                                                
bir küçük sevgi tutuştursam eline
ne olduğunu bilmeden,alıp atar mısın.
kendince uçtuğun çiçek mavisi göklerde
selam edermiş gibi yapıp
kandırdığın bana,ona ve sana
neler sunarsın
sevgiyi alıp,atarsan...?

                                                
Ey...sen,
sevgiyi azımsayan
niteliksiz ve artık büyümüş olan
çocuk insan.
bırak da bari beni
kendim arayayım sana verdiğim o sevgi çiçeğini,
bırak da hangi köşeye sıkıştıysa
bulup,çıkarayım onu

ezilmeden tost gibi..

25 Temmuz 2013 Perşembe


TAŞLAMA


zamansız açmışsın ağaç
bu mevsim kapat gözünü
ağlamak vaktinde
gülünür mü..

her taraf kuru dal,alt yaprak
bir sen çiçek dolusun
ölüm mevsiminde
doğulur mu..

kuşlar inanırsa sana,böcekler de
göçmenler ya yön değiştirirse..
yalan dururken
doğru denir mi,
nefret gününde

sevilir mi..


MİSTİK



bir dünyanın olmadığı bir yer olsa
ve orası bir yer olmasa ve ben

orada olsam,orada değil deseler.


DÜŞLERDE


Yalnızlık sarmıştı güverteleri,
Gözleri donuk
yüreği
sadece bakan.
Sessizliği duydu düşlerinde
bir tek kendine dalan.

Martı bile yoktu köpüklerin üstünde
bir O,
bir kendi
ve bir de gemi.

Gemilere bindi düşlerinde,
rotaları belirsiz
lacivertli,yeşilli sularda
ardında kalanlardan habersiz
hüzünlü ve sessiz.

Martı bile yoktu peşinde,
bir martı bile.
Sakin ve mutlu

Gemilere bindi herşeysiz.


ORHAN VELİ GİBİ OLMAK


sabahın erkeninde bir kez
güneş doğumunu izle,
sancısız tek doğum.
elinde
dumanında nefis kokusu olan
bir fincan çay olsun mutlak ve
diğerinde kahvaltılık bir avuç
arpa ya da pirinç,
hayır,sana değil

kuşlara..


CAN-I GÖNÜLDEN


Benim zulamda bir demet çiçek var
acılanmış çocuklara armağan
bir gün verilecek.

Benim penceremdeki parmaklıklar
elma ağacından,
arasından
gün sızıyor gözlerime
ve odağımda duran ukteye

Çocukluksuz bir yaşamın
tam ortasındaki hiçlikte
bir ağız var suskun,
gözler var
O’na ait ve bakan.

Ellerim dolup taşsın her bir anıyla
kıyamadığım çocukluğumdan kalan,
ve sunayım O’na,
gözü yaşsız kalsın artık!
(sadece yere düştüğü için ağlasın)

benim zulamda unutulmuş bir sayfa var
bir benim unutmadığım
O’na yadigar

bir gün sunacağım.


BİLMEK YA DA BİLMEMEK


kaç yaprak arşınladım dersin
anlamak için

kaç adım attım yeni günlere doğru
kaç kere koştum rüzgarın peşinden ve
kaç kere yumdum gözlerimi olmayanlara
kaç kere yandım dertlerden ve dertsizliklerden
kaç kere sövdüm yaşanmamışlıkların gölgesine
kaç kere
?

bilmem...

bir gün bilecek miyim?

bilsem değişecek miyim?


bilmem...


BEN YOKKEN ŞARKI SÖYLÜYOR MUSUN HALA?


kirpiklerinden tozlar dökülüyor çocuk
ayak parmaklarına kadar sarkmış kanatlarındaki tüyler
atlasan, düşeceğim sanıyorsun ya o uçurumdan
atlasan uçacaksın 
haberin yok.
bir elma ağacı kadar olamadım sana belli
tutunsaydın keşke dallarıma,
ama hiç ağlamaz ki ağaçlar
oysa ben serseme döndüm ağlaya ağlaya.

şimdi söyle bana
sen yalnızken şarkı söyler misin hiç
...

yanımdayken çok söylemiştin ama.


BAHÇE


buğulu bir düşünce ekranında
görünüyor,
hışırdayan yaprak sesleri
ve çocuklar.
gülümseyen yüzümdeki ışıltı
günün ilk saatiyle başlayıp,
sonuna kadar sürüyor
idi.

güzel bir bahçeydi-
-şimdi girmek yasakmış
çocuklar artık oynamıyor
koşmuyormuş
orada.

baharın kokusundan sıyrılıp
yaz sıcağıyla terleten
heyecanlı koşmalar
ve
içtenlikle gülümseyen
çocuk gözlerimiz

o bahçede

idik.


ARTIK


koruk tadında bir akşam düşü
serseme çevirmiş yalnızlık
medet umar loş ev ışıklarından 
ağladı ağlayacak içindeki çocuk
                                   
dudak büküyor

gözucunda birikmiş damlaların sessizliği
ağır geliyor artık.
koyu bir yol karanlığı
git git bitmiyor.
buz gibi taşlarda yalınayak yalnızlık
isyan etse ne değişecek
''külli yalanmış mutluluk,
hangi kapı eşiğinde unutulmuş da
ben bulayım''
diyor.
Susmak dolu kelimeler boğazına dizili
ağladı ağlayacak belli
                        
susuyor.

Ne baktığını görüyor,
ne gördüğünü biliyor,
bir yürek atımlık hıçkırık
ta içine doluyor.
geçmişten o çağrı kulağında,
….akşam oldu
diyen anne sesi
               
 ismini söylüyor,

eve dönme vakti gelmiş oysa,
başı önünde

evine dönmüyor.


ARDINDAN


kör kuyudan daha derin
iç çekişli uykular
kutupta gibiyim,gündüz yok,hep gece,
buz gibi yüzümün yarısı
çünkü
hasretim

en sevdiğim yere.        

AĞLAYAN KADIN


bulutlar altında
çıplak
gözler dışarı 
fırladı fırlayacak
şaşkın koşmalarla dolu bir yaşam
kapıya sıkışan parmak kadar çok sızlayan

her yan solgun bir gri
siyah mı beyaz mı hiç belli
ortada kalmış bir renk
düzensiz bir ahenk
koyu karanlık
yani
gün geceye denk.

ve kadın,
istiridye misali,
aynada görünen hayali
güçlü,sağlam belki

oysa
sersemlemiş bir yaprağın
rüzgara aldanan salınmasında
yorulmuş,besbelli,
henüz yazılmadan hikayesi.

ölesiye korkak
titreyiş dolu karanlıklarda
görmeyen bir çocuk nidasıyla
bağırır çığlık çığlığa

''babamı çok özledim!''                      

AÇMAMIŞ ÇİÇEĞE,UÇMAMIŞ KUŞA,DİNMEMİŞ ACIYA ATFEDİLMİŞTİR


Hala umudum var düne karşı
Kapkara örtünmüş güzelliklerin
Hançerle yoğrulmuş düşlerin sessiz çığlıkları içinde
Hissediyorum  o ışığı

Hala beklerim gelecek
Sihirli değnek darbesiyle aydınlanacak
Ve nefessiz kalmış çırpınışlar bir gün
Hafifleyecek,
Tükenecek zorlukların her dem telaşı,
her an hüznü ve hep mi böyle
hep mi tasa diyen yüzü,
Gülecek.

O yüzden
Sen çiçek,
Biraz bekle,az sonra çıkacak güneş
Sen doğmamış kuş, bekle
Hasret olsun düşlerin,özgürlük dolu.
Ve sen dinmeyen acı,
anlıyorum,artık beklemek zor,
bil ki her döngünün bitiş yerinde
açılan başka bir kapı
ve gidilen tazecik bir yol vardır,
hiç değilmemiş.

Sabret ve hisset,
Yeni çiçek açarken
Yavru kuş uçarken
Göreceksin.                         

BEYAZ


Gölgelerim yeşildi benim,
Kah uzanırdı dalga olup gökyüzüne
Kah ağaçta yaprak olurdu
Uçup da konan kelebeğin kanadı kadar hafif
Salınırdı bir yere bir de göğe.

Bulutların üstündeki masal yeri kadar ulaşılmazdı düşlerim
Rengi mordu,bazen eflatun
Yok ederdi varoluşumu dünyadan
Peri olup görünmez olurdum ya da
Melek olup,uçardım diyarlardan.

Pembeydi sevgilerim yoldan geçen insana
Kah bir tünel olurdu ucu görünmeyen
Git git bitmeyen bir dağın ortasında
Kah köprü olurdu ıssız bir adadan
Balta girmemiş ormana kadar uzanan.

Gümüş rengiydi yağmurlarım
Her vuruşunda pencereme
Yeni bir ışık parlardı kalbimden öteye
Kah akardı olmamış ırmaklardan, görünmeyen denizlere
Ve kah buhar olup uçardı serçelerin gözlerinde.

Beyazdı aşklarım su kadar,güneş kadar,bebek kadar beyaz
Kah dolardım coşkuyla sel gibi akarcasına binlerce kere
Deler geçerdim sonsuz toprakların sızılmamış kayalarından 
Kah  beklerdim doğan  günün sessizliğinde
Sükunetle işlerdim her bir oyayı ovalara yüreğimle.


Şimdi çoğu zaman kasvetli bir günün griliğinde
Hüzün soluk bir sis gibi
Kah görünür kah görünmez ama hep var
Günlerimin resmolduğu çerçevelerde
Bir kitap arasında seslenir şairimden mısralar
Hatırlatır beni bana ve der ki;
‘’birinciliği beyaza verdiler..’’
Her renkten bir buse alıp,üflerim semaya
Gökkuşağı olup, seyreder beni ve

beyaza boyanır gene dünya.