30 Eylül 2013 Pazartesi

AH KADIN OLMAK!


yağmayan yağmuru izlerken

gecenin camına tutunan seslerde korkularım

birleşir usulca, çoğalır, büyür, dev olur

tek tek  dokunmak  isterim gölgesiz ve  karanlık yapraklara

ağaç olmak isterim,

dal olmak,böcek olmak,toprak olmak

…ve hiçbirini olamam,

çığlığım sessizliğin avazında

görünmez yelkovan adımlı  gözyaşlarım göğe uçar

o göğüs boşluğu ateşinden kaçar,

o yangından,

o mızraktan kaçar

ta orta yere saplanan!



inleyerek tutunurum  kayan bir yıldıza, yok olmak için

göğsümün orta yeri ateş

ruhumun her noktası umut

kaçarım o acıtan kor ateşten

ve yine de beklerken

ah kadın olmak, derim

ah!



8 Eylül 2013 Pazar

40INCI YAŞIMDA BİR SABAH

Bir sabah uyandığımda,
Herkesin kendi hapishanesinin ıssızlığında
yok olmuşluğu fark ettim!

Bir sabah uyandım ve
özgür kuşların çığlıkları sardı kulaklarımı.
renkleri olağandışı,
kanatları göğü kaplayan,
rüzgarla dans eden özgür kuşlar.

Bir sabah uyandım ve gözlerini
kendi gözlerinden ayıramayan kafes kuşlarının
duyulmayan, ağrılı senfonilerini hissettim.
Ağlayan,kedere kapılmış,panik olmuş,
uçmayı unutmuş sayısız kuşlar.

Bir sabah uyandım ve
bağlı olduğum sarmaşıklarda kördüğümlüğümün soluksuzluğuyla ağlamak istedim..
Gerçek ağlamak!
Hiç ağlamadığım kadar çok!
Doğum anında nefes almak adına ağlamaktan da öte…
Belki de şu ana kadar alamadığım nefeslerin tümünü alabilmek için

Bir sabah uyandım ve
Doğan günün tazeliğiyle kollarım göğe doğru
Gözlerim göremediği ‘’o şey’’i arayan
Bir sabah uyandım ve
Fark ettim
Bir nehir
nehirde kumlar,taşlar,yosunlar
dallar,yapraklar,balıklar
kum suyla akıyor
yaprak suyla yüzüyor
yosun suyla salınıyor
yine de
akan su
kumu görmüyor
taşı görmüyor
yosunu görmüyor

bir sabah uyandım ve fark ettim ki
bağlandığım tüm düşüncelerin karanlığında
uçmayı unutmuşum
bağlandığım tüm insanların hapishanelerinde
mahkum olmuşum
bir sabah uyandım ve
güneşe selam ettim
özgür uçan kuşa
deli nehire

bir sabah uyandım

3 Eylül 2013 Salı

HALA HEP ÇOK ÜZGÜNÜM


çiçekleri sulamayı unutup,
camlardan sarkıyorum hala

yalınayak karlara basayım diyorum,
kar yağmıyor bir türlü
ağaç dalları kuru,yapraksız ve renksiz
bahar bile olsa
denizin rengi
her renkten karıştırılmış suluboya bardağı renginde
ne kayık var ne gemi,martılar desen
onlar başka şiirlerin misafiri

ben hala her sabah kalktığımda
neden içim karanlık diyorum
aynaya bakmak bile gelmiyor aklıma
zoraki çekilen bir kalem,zoraki giyilen bir giysi ile
çıkıyorum kapısından sokağın ve yürüyorum hala
hala hep aynı simitçi sabahın onunda bağırıyor sokakta
sanki mecburmuşum gibi
hep ondan simit alıyorum,
bir çay,bir peynir,bir de domates ve illa da gazete
rengi en soluk olandan,en resimsiz ve en anarşist
oturuyorum deniz kıyısındaki boyası dökülmüş banka
hala üzülüyorum kurda kuşa kadına çocuğa insana
ben hala hep çok kırılgan, gördüğüm düşlere karşı,
hala biraz küskün, belki yersiz ama ve yine de
hala hep umutluyum
birşeyler olur elbet diyen garip bir gülümseme yüzümde
suluboya bardağı rengindeki denize rağmen
hala.

DÜŞÜN BİR GÜNÜ


Bazen
Gün doğumu geçer düşlerimden
Biraz ekmek ve bir parça da peynir
Yanında kahve,sahici sütle yapılandan
Eserken rüzgar denize doğru
Gözlerim bir silüet arar
Sakin ve sessiz,öylece
beklerim.

Hızla geçer arabalar,bir gürültü,bir telaş
Bu yaşamak da nesi böyle derken
bulutlardan gelen martı konar omzuma;
kulağına eğilir yağmurdan haber isterim
Nereye yağacağını bilir o ve düşer aşağıya
Tutarım.

Gün bitmek üzere,ben hala düşteyim
Bir başka döngü,bir başka alem ama
Başka desek de aynı işte
Ya hüzün var ya mutluluk
Yok ikisinin arası,
Ya sessizlik ya çığlık
Yok ikisinin ortası,
Bir de başka bir ses,kimsenin duymadığı
Duyarım.





Gece olmuş lacivertten düşen,
Nasıl da güzel hava,yaz besbelli
Görmesem de biliyorum ordalar ateşböcekleri
Ay çıkmış yukarda bana gülümser,
Hatırla der ’’iyiler hep var ve hep de olacak’’
Kapatıp gözlerimi beklerim,
Sımsıkı sarılır bana
Ve O’nu görür gözlerim,
Gülümserim.

 (babama)

22 Ağustos 2013 Perşembe

SÜRE


seninle olmak
nasıldı
bil.

bir lacivert vardır
koparır ikindiyi
geceden
tatlı,iç gıcıklayan
dakikada son bulan
bir lacivert.

seninle olmak
öyleydi
o kadar sürdü

sevgili.

16 Ağustos 2013 Cuma

SABAH


bir sarı ışık damladı güneşten
sabahı uyandırdı saçlarının üstünde
çınçıraklı bir melodi çınçınladı
sessizden

iki bitişik kirpik
birbirinden ayrıldı

yüzü kirli sokak çocuğu

uyandı.

ŞEHRİN ORTASINDA



Yürüyorum
Yoldan geçen sesler
Kulağıma yarım kalan kelimelerle değip,
Yitiyor.

Yürüyorum
Adımlar sakin ,aşikar
Caddenin tam ortasında
Gülümsüyorum
Kimse görmüyor.

Bir telaş,
Doludizgin sarmış heryeri
Yürüyorum soluksuz
Sakin ama belirgin
Arabalar geçiyor içimden
Gürültülü ve eksoz dumanı yüklü
Her birinin sevdası ilişiyor göğsüme
Çil çil dağılıyor hüzünler
Yürüyorum

Bir yaşam senfonisi bu dinlediğim
Zamanın orkestra şefi olduğu
Mekanı koskoca bir şehir
Notaları hiç tükenmeyen
Güftesi yaşayan yüzler,nefesler
Mest olmuşum
Dinliyorum
Damların üstünden

Yürüyorum.

NE ZAMAN BİTTİ HAYAL KURMALAR VAKTİ


geçmişin gözbebeklerine yansıyan
sönmüş soba kokulu metruk bir oda
soğuk taşlara değen minik ayak parmakları
ısıtmaya hayaller kurardı küçük kız
canı sıkılan çocuklar devri henüz gelmemişti,
gömmedolap çiğ bir açık yeşil renkle kazınmış dimağına
sanki açsan kapıyı girivereceksin içeri gibi
duvarda saatli maarif takvimi,
pamuklu bir saten yorgan altında
kapamış gözlerini
sımsıkı
çölde prenses ya da düşler ülkesinde bir peri kızı
uçuşan tüllü elbiseyle

ısınmış parmaklarının ucu.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

ÇOCUKTUM


Herşey ismi gibiydi
bir de
kocaman gelirdi gözüme
insanlar  ne iri
sokak kapısı ne büyüktü
yüz kişi geçerdi arasından.

Birdenbire büyümüşüm
büyümüşüm ben,
ne zaman.

İsmi gibi değil artık hiçbirşey
büyük olan şeyler küçülmüş
farketmeden

bir zaman.

ÇIĞLIK


bir sunuş mu istediğim
kökensiz,olduğu gibi ve birdenbire ortaya çıkan
avuç içinde belirgin bir sıcaklık
dağlardan gelen tanımsız bir koku
ve duyumsayışlarımın sığındığı
mini mahpusların parmaklıkları arasında
uzanmış sarmaşık

kırmak mı tüm alışkanlıklarımı birdenbire
sökmek mi tutunduğu geleneklerinden
parça parça,hiç acımadan,hissizce
yummak mı gözlerimi her türlü bilinenliğe
biteviye

bir veriş mi istiyorum,
bir parça özgürlük mü gençliğim bitene dek,
bana ait yaşarlığımda,
bir parça özbenlik mi,varlığım silinene dek.


6 Ağustos 2013 Salı

TANRI OLMAK NASIL BİŞEY TANRIM


Yukarıdan nasıl görünüyor buralar Tanrım?
Yer yer dağlık ve bolca deniz görüntüsü ardında
Korkmuş martılar,sokak köpekleri ve kediler,sinmişler köşelere
Kara kapkara büyük gibi görünen küçücük böcekler
açgözlü ve zehirli antenlerini saplarken oraya buraya
canı acırsa acısın boşver diyen kırmızı gözlü adamların
pislenmiş yürek kokusu dolu her yer..ve hala avaz avaz bağırırlar utanmazca!
oradan nasıl görünüyor burası Tanrım,
Bugün yağmur yağıyor istanbul’a,
yoksa sen mi ağlıyorsun..
Şems der ki
‘’işin Allah’a kaldıysa,korkma!’’
işte bu yüzden ben de

korkmuyorum Tanrım..

3 Ağustos 2013 Cumartesi

SONUN SONSUZLUĞU


hangi yol
sonu olmayan
hangi göz her gördüğünü anlayan
hangi ses bağırsa da duyulmayan
hangi ayna iç içe görüntülerde yansımasız
hangi ben
sayısız

hangi aşk
gerçeği işte bu’dur dediğin

hangi çile aslında hiç çekmediğin…

SÜREGELEN


Doğmak hakkımızdı
İşte doğduk
Yaşamak da öyle

Yalnız doğduk
Mecburduk

Yaşamak da öyle

31 Temmuz 2013 Çarşamba

?



Ölüm gölgelerden uzun
Buzdan soğuk
Hüzünden acı
Bir elinde tebeşir
Geçmiş karatahtanın önüne
Ders veriyor..

Okul yılları çoktan bitti
Baharların görkemi
Sabahın çiçek açan kokusu
Geride bir gölge

Şimdi sonsuzluğun bahçesinde
Kapalı kalan nöbetçi misali
Gelen geçenin gözlerinde arar
Karanlıktan kaçan  ışığın aydınlığını ..

Korkma
Kapanan sayfa ile mevsim bitmez
Döner gelir beşincisine;
Ne yağmurdur,ne kar,ne de güneş,
Şimdilik o mevsimde ne olduğu bilinmez..


YAŞAMAMAK SONRASI


bir gün
o yola çıkışta
can damarındaki gelgitler durdu sanmışken
miyad dolmuş ve
akmayan suya yansımayan izler peşinde
güneşsiz bir doğuş feryadı ve
canhıraş avazın haykırışları dolarken ciğerlerine dünya  üstü olmazlıklar gecesinde
görünmeyen gölgelerin soğuyuyla titreyecek
''ben var mıydım''
diyeceksin!
Hüzün...öyle bir saracak ki kalbinin üst yerini
beton gibi
sert

canın acıyacak
çok acıyacak

sen yine 
ağlamayacaksın.

geçmiş hiç olmadığı kadar sana ait ve
yaşanmamışlığın,
olmamışlığın,
olduramamışlığın sancısı dolarken göğüs kafesine
sipersizce
sen yine sadece
bakacaksın arkana
bakakalacaksın,

o yola çıkarken sessizce.

SOKAK ÇOCUĞU


Gel bir türkü olalım seninle
Mendil satan çocuğun düşlerine girelim,
O’na hayır demek kolay,
Pencerenin öbür tarafına geçelim
Bir kez aynayı silelim kirli bez elimizde,
Utanalım...

Gel
Bir kez üşüyelim ama
Gerçekten,kemiklerimize kadar işlesin soğuk,
Ayaklarımız hissetmesin
Bir vitrinden yansıyan ışıkla ısınalım,
Notası hüzün olan şarkı olalım seninle,
Avaz avaz bağıralım...

Göğe kaçan balona tutunsun çığlıklarımız,
Bir küçüğün gözyaşında akalım,
Buram buram çaresizliğe rağmen
Unutulmuşlardan olalım..

Tekrar çocuk olalım..
Gözümüzün önünde eriyen hayatlara
Dönüp bakalım dostum,
Gel,
Bir gün sadece

Sokak çocuğu olalım..

30 Temmuz 2013 Salı

EY! – 3


Ey!
Gövdesinde süslü kement
Taşlı taçlı saçlarını savuran kadın,
Her adımı atışta görsünler diye
Fırlattığın edalarını alıp
Bir kuyuya atsan da
Yankısı çarpsa vursa ışıltılı camlara
Paramparça dağılsa ve avaz avaz şangırtılarla
Ey!
Gözlerinde fer gitmiş,hırs gelmiş
Gülmeden kahkaha atan,sevmeden aşık olan
Zahmetsiz çilelerin,benliksiz sultanı
Bir ayna tutsam da sana
görsen ruhunu
Korksan kendi varlığından
Kaçıp sığınsan çocuk saflığına
Geri dönsen bebek kokularına
Silip atsan köhne güzellik tohumlarını
Özüne kavuşsan da
Huzuru kalbinde bulsan
Ey saçlarını rüzgarsız savuran kadın!       

EY! - 2


Ey.. sarmaşıklarıyla bedenime dolanmış ruhum!

hayallerimle yaşamama
bir parça müsaade etsen de
tanış olduğum herşeyi bir anda
silsem,
unufak etsem ve
belkemiğime takılı oltayı çıkartsam
kancasını kırsam..
..o anda uçsam uçsam uçsam!
dalgalansam bir suyun üstünde
kendimce
özgürce..

Ey..sarmaşıklarıyla sanan beni koruduğunu
alternatifli kişiliğimin yaratıcısı
ruhum!
karar ver,
ne olacaksam olayım da
özgür müyüm,değil miyim
bulayım da..                                     

EY!-1


Ey....sen,
pencereden sarkıp da
parmakları denize uçan
martı renkli çocuk.
                                                
bir küçük sevgi tutuştursam eline
ne olduğunu bilmeden,alıp atar mısın.
kendince uçtuğun çiçek mavisi göklerde
selam edermiş gibi yapıp
kandırdığın bana,ona ve sana
neler sunarsın
sevgiyi alıp,atarsan...?

                                                
Ey...sen,
sevgiyi azımsayan
niteliksiz ve artık büyümüş olan
çocuk insan.
bırak da bari beni
kendim arayayım sana verdiğim o sevgi çiçeğini,
bırak da hangi köşeye sıkıştıysa
bulup,çıkarayım onu

ezilmeden tost gibi..

25 Temmuz 2013 Perşembe


TAŞLAMA


zamansız açmışsın ağaç
bu mevsim kapat gözünü
ağlamak vaktinde
gülünür mü..

her taraf kuru dal,alt yaprak
bir sen çiçek dolusun
ölüm mevsiminde
doğulur mu..

kuşlar inanırsa sana,böcekler de
göçmenler ya yön değiştirirse..
yalan dururken
doğru denir mi,
nefret gününde

sevilir mi..


MİSTİK



bir dünyanın olmadığı bir yer olsa
ve orası bir yer olmasa ve ben

orada olsam,orada değil deseler.


DÜŞLERDE


Yalnızlık sarmıştı güverteleri,
Gözleri donuk
yüreği
sadece bakan.
Sessizliği duydu düşlerinde
bir tek kendine dalan.

Martı bile yoktu köpüklerin üstünde
bir O,
bir kendi
ve bir de gemi.

Gemilere bindi düşlerinde,
rotaları belirsiz
lacivertli,yeşilli sularda
ardında kalanlardan habersiz
hüzünlü ve sessiz.

Martı bile yoktu peşinde,
bir martı bile.
Sakin ve mutlu

Gemilere bindi herşeysiz.


ORHAN VELİ GİBİ OLMAK


sabahın erkeninde bir kez
güneş doğumunu izle,
sancısız tek doğum.
elinde
dumanında nefis kokusu olan
bir fincan çay olsun mutlak ve
diğerinde kahvaltılık bir avuç
arpa ya da pirinç,
hayır,sana değil

kuşlara..


CAN-I GÖNÜLDEN


Benim zulamda bir demet çiçek var
acılanmış çocuklara armağan
bir gün verilecek.

Benim penceremdeki parmaklıklar
elma ağacından,
arasından
gün sızıyor gözlerime
ve odağımda duran ukteye

Çocukluksuz bir yaşamın
tam ortasındaki hiçlikte
bir ağız var suskun,
gözler var
O’na ait ve bakan.

Ellerim dolup taşsın her bir anıyla
kıyamadığım çocukluğumdan kalan,
ve sunayım O’na,
gözü yaşsız kalsın artık!
(sadece yere düştüğü için ağlasın)

benim zulamda unutulmuş bir sayfa var
bir benim unutmadığım
O’na yadigar

bir gün sunacağım.


BİLMEK YA DA BİLMEMEK


kaç yaprak arşınladım dersin
anlamak için

kaç adım attım yeni günlere doğru
kaç kere koştum rüzgarın peşinden ve
kaç kere yumdum gözlerimi olmayanlara
kaç kere yandım dertlerden ve dertsizliklerden
kaç kere sövdüm yaşanmamışlıkların gölgesine
kaç kere
?

bilmem...

bir gün bilecek miyim?

bilsem değişecek miyim?


bilmem...


BEN YOKKEN ŞARKI SÖYLÜYOR MUSUN HALA?


kirpiklerinden tozlar dökülüyor çocuk
ayak parmaklarına kadar sarkmış kanatlarındaki tüyler
atlasan, düşeceğim sanıyorsun ya o uçurumdan
atlasan uçacaksın 
haberin yok.
bir elma ağacı kadar olamadım sana belli
tutunsaydın keşke dallarıma,
ama hiç ağlamaz ki ağaçlar
oysa ben serseme döndüm ağlaya ağlaya.

şimdi söyle bana
sen yalnızken şarkı söyler misin hiç
...

yanımdayken çok söylemiştin ama.


BAHÇE


buğulu bir düşünce ekranında
görünüyor,
hışırdayan yaprak sesleri
ve çocuklar.
gülümseyen yüzümdeki ışıltı
günün ilk saatiyle başlayıp,
sonuna kadar sürüyor
idi.

güzel bir bahçeydi-
-şimdi girmek yasakmış
çocuklar artık oynamıyor
koşmuyormuş
orada.

baharın kokusundan sıyrılıp
yaz sıcağıyla terleten
heyecanlı koşmalar
ve
içtenlikle gülümseyen
çocuk gözlerimiz

o bahçede

idik.