28 Mart 2014 Cuma

ARABALAR ARASINDAKİ YEŞİL GÖZ

Saçları kızıl, belki de kınalı
bir firkete takmış kahkülü önüne düşmesin diye anası,
Kendisi düşünemez, çünkü yaşı en çok altı..
Elinde peçete, arabalara yetişmeye çalışırken boynunu uzatıp

‘’abla abla’’ dedi,

gülümsedim, yanağına dokundum.

‘'bişey diycem sana’’

‘’söyle canım’’

‘’ben büyüyünce ne olucam biliyomusun’’

‘’ne olucaksın?’’

‘’doktor olucam’’

‘’afferin sana’’ dedim ‘’çok kitap oku, e mi?’’

‘’tamam’’ dedi

‘’hem ben (derken elini göğsüne koydu gururla :)  okula da gidiyorum zaten’’

İnanmıştı, gözleri yeşil yeşil gülüyordu yürek dolusu.

Aldım peçetesinden,
kucaklasam dedim kocaman, alsam arabaların arasından, sıyırsam.
Tutsam elinden, hiç bırakmasam,
Şımarsa azıcık ve ağlasa doya doya..
Sonra büyüse, doktor olsa,
küçük çocukların hepsini sokaklardan toplasa
Çoktan hareket etti araba,
Verdiği peçeteyle sildim yaşları,
Vura vura direksiyona ağladım
‘’tanrım’’ dedim

‘’Tanrı olmak çok zor olsa gerek!  Nasıl katlanılır bunca ağırlığa!! ‘’

4 Mart 2014 Salı

SİZ BİLMEZSİNİZ

bir tepede kelebekli dereler akarken
paçaları ıslak
küçük bir çocuk idi
siz bilmezdiniz.

zamansızlık vardı kafasında,
gerisi her neyse ne
uçurtmalara tutunup  uçar giderdi biyerlere
pamuk şekeriyle boyanmış yüzü
tozla pislenmiş parçalı bulutluydu
kahkahayla gülerdi çocuk,
hecelerken sokağın adını köşedeki duvarda
yoğurtçunun çınlayan sesi gelirdi kulağına
koşardı soluksuzca,
siz bilmezdiniz.

Şimdilerde plastik kaplarda satılıyor yoğurtlar ve
uçurtmaların yerine pleysteyşınlar var,
zaten dereler de akmıyor
kelebeklerse hiç yok.

çocuk büyüdü,
artık paçaları değil,yanakları ıslanır oldu
adam diyorlar adına.
ruhunu bıraktığı o tepeyi düşlerken kendi sonsuz karanlığında
sessiz duruyor gibi
siz bilmezsiniz

ağlıyor aslında.

30 Eylül 2013 Pazartesi

AH KADIN OLMAK!


yağmayan yağmuru izlerken

gecenin camına tutunan seslerde korkularım

birleşir usulca, çoğalır, büyür, dev olur

tek tek  dokunmak  isterim gölgesiz ve  karanlık yapraklara

ağaç olmak isterim,

dal olmak,böcek olmak,toprak olmak

…ve hiçbirini olamam,

çığlığım sessizliğin avazında

görünmez yelkovan adımlı  gözyaşlarım göğe uçar

o göğüs boşluğu ateşinden kaçar,

o yangından,

o mızraktan kaçar

ta orta yere saplanan!



inleyerek tutunurum  kayan bir yıldıza, yok olmak için

göğsümün orta yeri ateş

ruhumun her noktası umut

kaçarım o acıtan kor ateşten

ve yine de beklerken

ah kadın olmak, derim

ah!



8 Eylül 2013 Pazar

40INCI YAŞIMDA BİR SABAH

Bir sabah uyandığımda,
Herkesin kendi hapishanesinin ıssızlığında
yok olmuşluğu fark ettim!

Bir sabah uyandım ve
özgür kuşların çığlıkları sardı kulaklarımı.
renkleri olağandışı,
kanatları göğü kaplayan,
rüzgarla dans eden özgür kuşlar.

Bir sabah uyandım ve gözlerini
kendi gözlerinden ayıramayan kafes kuşlarının
duyulmayan, ağrılı senfonilerini hissettim.
Ağlayan,kedere kapılmış,panik olmuş,
uçmayı unutmuş sayısız kuşlar.

Bir sabah uyandım ve
bağlı olduğum sarmaşıklarda kördüğümlüğümün soluksuzluğuyla ağlamak istedim..
Gerçek ağlamak!
Hiç ağlamadığım kadar çok!
Doğum anında nefes almak adına ağlamaktan da öte…
Belki de şu ana kadar alamadığım nefeslerin tümünü alabilmek için

Bir sabah uyandım ve
Doğan günün tazeliğiyle kollarım göğe doğru
Gözlerim göremediği ‘’o şey’’i arayan
Bir sabah uyandım ve
Fark ettim
Bir nehir
nehirde kumlar,taşlar,yosunlar
dallar,yapraklar,balıklar
kum suyla akıyor
yaprak suyla yüzüyor
yosun suyla salınıyor
yine de
akan su
kumu görmüyor
taşı görmüyor
yosunu görmüyor

bir sabah uyandım ve fark ettim ki
bağlandığım tüm düşüncelerin karanlığında
uçmayı unutmuşum
bağlandığım tüm insanların hapishanelerinde
mahkum olmuşum
bir sabah uyandım ve
güneşe selam ettim
özgür uçan kuşa
deli nehire

bir sabah uyandım

3 Eylül 2013 Salı

HALA HEP ÇOK ÜZGÜNÜM


çiçekleri sulamayı unutup,
camlardan sarkıyorum hala

yalınayak karlara basayım diyorum,
kar yağmıyor bir türlü
ağaç dalları kuru,yapraksız ve renksiz
bahar bile olsa
denizin rengi
her renkten karıştırılmış suluboya bardağı renginde
ne kayık var ne gemi,martılar desen
onlar başka şiirlerin misafiri

ben hala her sabah kalktığımda
neden içim karanlık diyorum
aynaya bakmak bile gelmiyor aklıma
zoraki çekilen bir kalem,zoraki giyilen bir giysi ile
çıkıyorum kapısından sokağın ve yürüyorum hala
hala hep aynı simitçi sabahın onunda bağırıyor sokakta
sanki mecburmuşum gibi
hep ondan simit alıyorum,
bir çay,bir peynir,bir de domates ve illa da gazete
rengi en soluk olandan,en resimsiz ve en anarşist
oturuyorum deniz kıyısındaki boyası dökülmüş banka
hala üzülüyorum kurda kuşa kadına çocuğa insana
ben hala hep çok kırılgan, gördüğüm düşlere karşı,
hala biraz küskün, belki yersiz ama ve yine de
hala hep umutluyum
birşeyler olur elbet diyen garip bir gülümseme yüzümde
suluboya bardağı rengindeki denize rağmen
hala.

DÜŞÜN BİR GÜNÜ


Bazen
Gün doğumu geçer düşlerimden
Biraz ekmek ve bir parça da peynir
Yanında kahve,sahici sütle yapılandan
Eserken rüzgar denize doğru
Gözlerim bir silüet arar
Sakin ve sessiz,öylece
beklerim.

Hızla geçer arabalar,bir gürültü,bir telaş
Bu yaşamak da nesi böyle derken
bulutlardan gelen martı konar omzuma;
kulağına eğilir yağmurdan haber isterim
Nereye yağacağını bilir o ve düşer aşağıya
Tutarım.

Gün bitmek üzere,ben hala düşteyim
Bir başka döngü,bir başka alem ama
Başka desek de aynı işte
Ya hüzün var ya mutluluk
Yok ikisinin arası,
Ya sessizlik ya çığlık
Yok ikisinin ortası,
Bir de başka bir ses,kimsenin duymadığı
Duyarım.





Gece olmuş lacivertten düşen,
Nasıl da güzel hava,yaz besbelli
Görmesem de biliyorum ordalar ateşböcekleri
Ay çıkmış yukarda bana gülümser,
Hatırla der ’’iyiler hep var ve hep de olacak’’
Kapatıp gözlerimi beklerim,
Sımsıkı sarılır bana
Ve O’nu görür gözlerim,
Gülümserim.

 (babama)

22 Ağustos 2013 Perşembe

SÜRE


seninle olmak
nasıldı
bil.

bir lacivert vardır
koparır ikindiyi
geceden
tatlı,iç gıcıklayan
dakikada son bulan
bir lacivert.

seninle olmak
öyleydi
o kadar sürdü

sevgili.